Zihinsel engellilerle iletişim kurmak

Ülkemizde ve dünyada milyonlarca zihinsel engelli insan bulunmakta. Zihinsel engelliler, normal insanlar gibi sağlıklı düşünemediklerinden dolayı onlarla iletişim kurmak çok zor olabiliyor. Zihinsel engelliler ile iletişim kurmanın çeşitli yolları bulunmaktadır, bu yolları engelli kişinin hareketlerinden yola çıkarak düşünebilmeli ve ona göre hareket etmelisiniz. Zihinsel engeli olan kişilerin ne derece hastalığının ileri olduğu belli olmadığından dolayı, bazı zihinsel engellilerle iletişim kurmak daha kolay olabiliyor.

Zihinsel engelli kişiyle en iyi iletişimi uzmanlar kurması gerekmektedir. Uzman kişilerin zihinsel engelli kişi ile iletişimi, zihinsel engelli kişinin sosyal hayatındaki iletişimini bu çerçevede ya kolaylaştıracaktır ya da zorlaştıracaktır. Engelli kişinin sosyal yaşantısını düzenlemeye çalışan uzmanlar bu konudaki eğitimlerinin çok düzgün olmalıdır.

Zihinsel engelli olan kişiler çoğunlukla doğuştan var olan bir durumdur. Yani annesel faktörlerden kaynaklı bir durumdur. Her annenin anatomik yapısında bozukluk olabilir ve bu nedenle hiçbir toplumda engelli yok denilemez, her toplumda nüfusa oranla belirli sayılarda zihinsel engelli mevcuttur ve her devlette bu yönde zihinsel engelli vatandaşlara yardım kampanyaları mevcuttur.

TOPLUMBİLİMSEL AÇIDAN ENGELLİLİK SORUNSALI

Özet:

Bu makalede sosyoloji acısından engellinin ne olduğu ve toplumsal kurumlar içinde karşılaştığı güçlükler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca engellinin karşılaştığı sorunların toplum bilimciler tarafından bilinmesinin önemi vurgulanmaktadır. Şüphesiz engelli de toplumun bir parçası ve toplumla bütünleşmesini tek başına beklemek yerinde bir yargı değildir.
Anahtar Sözcük:
Engelli, Toplum, Toplumbilim
Giriş
Birçok kaynakta engelli kavramının tanımına rastlamak mümkündür. Çoğu kez de aynı anlama gelecek şekilde farklı kavramlar kullanılmaktadır. Bu kavramlar “bozukluk, özür” ve “sakat” kavramlarıdır. Engellilik, özür, bozukluk ve sakatlık kavramlarının tanımları üzerine henüz bir anlaşmaya varılamamıştır. Tek bir anlam için farklı durumlarda farklı kavramlar kullanılmaktadır.

Öncül’e göre; “gerek doğuştan gerekse sayrısal ya da kaza sonucu bağımsızlığı, öğrenimi ya da iş tutması geçici ya da hem bedensel hem de anlıksal engelli durumda olan kimselerdir.” ( Öncül,1989:15) Yani, engellik doğuştan olabileceği gibi sonradan da gerçekleşebilir. Ayrıca, farklı derecelerde de olmaktadır.

Özgür’e göre engel-özür; “ bireyin yaşadığı sürece yaş, cinsiyet, sosyal ve kültürel faktörlere bağlı olarak toplumda oynanması gereken rollerin yetersizlik yüzünden yerine getirememesi durumudur.” ( Özgür, 2004:3) Yani, bir takım eksiklikler sonucu hareketlerin kısıtlanması da engelliliği oluşturur.

Bu tanımları artırmak mümkündür. Ancak, genel olarak engelli; hareket yeteneği çeşitli derecelerde sınırlanmış olan bireyler olarak tanımlayabiliriz.

Engelli Kategorileri
Bedensel Özellikleri Yönünden Engelliler,
Bedensel özellikler yönünden beş gruba ayrılır.
Bunlar;
Görme Engelli Olanlar;
Kör:
“Bütün düzeltmelerden sonra iki gözle görmesi 1/10’dan aşağı olan, eğitim ve öğrenim çalışmalarında görme gücünden yararlanamayanlara kör denir.”(Özgür,2004:37)
Az Gören:
“ Bütün düzeltmelerden sonra iki gözle görmesi 3/10’dan aşağı olan ( 1/10- 3/10), özel birtakım araç ve yöntemler kullanmadan eğitim- öğretim çalışmalarında görme gücünden yararlanamayanlara az gören denir.” ( Özgür, 2004:37)
Konuşma Engelli Olanlar
Konuşmasında bozukluk olan, konuşma zorluğu yaşayan kişiler konuşma engellilerdir.
İşitme Engelli Olanlar
“Bütün düzeltmelere rağmen işitme kaybı 90 desibelden fazla olan ve eğitim- öğretim çalışmalarında işitme gücünden yararlanamayanlardır.” ( Özgür, 2004:56)
Ortopedik Engelli Olanlar
El, kol, ayak, bacak, parmak gibi uzuvlarda fazlalık, bozukluk, hareket güçlüğü olanlara ortopedik engelli denir.
Bu güçlükler kimi zaman sadece el de kol da vb. gibi belli bir uzuvda olabileceği gibi birden fazla uzuvda da olabilmektedir.
Sürekli Hastalığı Olanlar
Tüm hayatı boyunca sürekli bakıma ve birtakım tedbirlere ihtiyacı olanlara den
Zihinsel Özellikleri Yönünden Engelli Olanlar
Çeşitli derecelerde zihinsel yetersizliği olan kişilerdir. Zekâ geriliği, Dow sendromu bu gruba örnek gösterilebilir.

Engellik Nedenleri
Engellik, birçok neden bağlı olarak ortaya çıkabilir. Engellilik kalıtımsal olabilir; doğum esnasında olabilir ya da doğum sonrasında gerçekleşebilir.

İşitme Engelinin Nedenleri
İşitme engeli çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bunlar doğum öncesi, doğum esnasında ve sonrasında olabilmektedir.
Doğum Öncesi Nedenler;
Kalıtım, işitme engelini oluşturan doğum öncesi nedenlerin en önemlisidir. Yapılan araştırmalar genel olarak anne, baba ya da önceki kuşaklarda olan işitme engelinin doğan bebekte de olduğunu ortaya koymuştur.
Diğer bir sebep de akraba evliliğidir. Akraba evliliği de kalıtsal bir neden olarak işitme engeline neden olur.
Özgür, hamilelik sırasında annenin geçirdiği kızamık, kızamıkçık, grip gibi hastalıkların doğacak bebeğin işitmesini olumsuz etkileyeceğini belirtmiştir. (Özgür, 2004:60 )

Yani, sağlıklı bebeklerin doğmasına hamilelik döneminin büyük önemi vardır. Doğuştan işitme engelini oluşturan diğer durumlar da şöyle belirtilmiştir; “kulak kepçesinin yokluğu, kulak yolunun kapalı olması, dış kulakta görülen yapısal bozukluklar, orta kulaktaki kemikçiklerin olmayışı, yarım oluşumu, aralarındaki eklemlerin olmayışı, özengi kemiğinin iç kulak oval penceresine kaynamış olması orta kulak bölümünün yapısal bozuklukları arasındadır. Korti organının oluşumundaki bozukluklar ile işitme sinirlerindeki gelişim geriliği de iç kulak kesimi bozukluklarından bazılarıdır.”( Özgür, 2004:60)

Bir diğer sebep de annenin karnındaki bebek ile anne arasındaki kan uyuşmazlığıdır. Özgür, bu durumu şöyle açıklamıştır: “kan uyuşmazlığı durumunda anne karnında oluşan antibadi fetüsün karnındaki alyuvarları tahrip eder. Sonuçta, alyuvarların azalması fetüste genel gelişim eksikliği yaratır. Bu durumdan en çok sinir sistemi etkilenir. Böylece işitme özrü oluşur. Hamilelik sırasında annenin geçirdiği kazalar özellikle karın bölgesini kapsayan travmalarda bazen işitme özrü nedenleri olabilir.”(Özgür, 2004:60) Yani sağlıklı bebekler için sağlıklı ve kontrollü bir hamilelik dönemi geçirilmelidir.

Doğum Anı Nedenler;
Kalıtsal olarak bir işitme engeli tehlikesi taşımayan bebek, doğum anında maruz kaldığı birtakım etkenlerden dolayı işitme engeli oluşabilir. Erken ya da güç doğum, kanamalı doğumlar işitme engeline neden olmaktadır.
Doğum Sonrası Nedenler;
Hamilelik süresi boyunca annenin geçirdiği hastalıkların bebeği olumsuz etkileyebileceği gibi, doğumdan sonra da bebeğin geçirdiği kızamık, boğmaca gibi mikrobik ve ateşli hastalıklar işitme engeline neden olmaktadır.
Diğer nedenler de beyin tümörleri, şiddetli seslere uzun süre maruz kalma, psikolojik sebepler, orta kulakta oluşan enfeksiyonlar olarak gösterilebilir.
Görme Engelinin Nedenleri
Kalıtım;Yapılan araştırmalar anne ve babada olan görme engelinin, bazı genlerle bebeğe taşındığını ortaya koymuştur.
Doğal Nedenler;
Doğal nedenlere kızamık, kan uyuşmazlığı, annenin gebeyken geçirdiği ateşli hastalıklar, uyuşturucu maddelerin kullanılması örnek gösterilebilir.

Bunların yanı sıra, “doğumun çeşitli nedenlerle geç ve güç olması, travmalar sonucunda görme merkezinin zedelenmesiyle körlük oluşabilir. Bunlara ek olarak kordonun çocuğun boynuna sarılmasıyla bebeğin oksijensiz kalması sonucunda beyin hücrelerinin zedelenmesiyle görme merkezi çevresinde tahribatlar olması sonucunda görme özrü oluşabilir.” ( Özgür, 2004:39–40)

Kazalar;
Görme engeli, geçirilen bir kaza, göze herhangi bir cismin batması, ateşli silahlara maruz kalma gibi nedenlere bağlı olarak oluşabilmektedir.

Ortopedik Engellerin Nedenleri
Ortopedik engelin oluşmasının nedenleri doğuştan olabilir; geçirilen bulaşıcı hastalıklar, metabolizma bozuklukları, geçirilen kazlar gibi etkenlerle oluşabilir.
Konuşma Engelinin Nedenleri
Konuşma engelinin nedenlerini yapısal, görevsel ve psikolojik olmak üzere üç alanda incelemek mümkündür.

Yapısal Nedenler;

Yapısal nedenler, konuşma organlarındaki bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. “ Dil kaslarının normal işleyişinden yoksun oluşu, dilaltı bağlantısının dil ucuna uzanması, dudakların yarıklığı, burunda et oluşu, dişlerin yokluğu ya da çok düzensiz oluşu, çene, kas ve sinirlerin bozuk oluşu, işitme kaybı, beyindeki özür konuşmayı olumsuz etkilemektedir.” ( Özgür, 2004:79)

Bu sebeplerin derecesi, konuşma engelinin derecesini de etkilemektedir. Yani örneğin, işitme kaybı yüksek oranda oluşmuş ise konuşma özrü de o oranda ileri düzeyde olacaktır.

Görevsel Nedenler;

Görevsel nedenlerin oluşumu, konuşma organlarının sağlam olmasına karşın oluşan engeli ifade etmektedir. Örneğin, ailenin içinde kullanılan dilin niteliğinin farklı ve yetersiz oluşu; yabancı bir dili kullanılması konuşma engeline neden olur.

Psikolojik Nedenler;
Psikolojik nedenlerin önemli bir kısmı, aile içinde yaşanılan olumsuz olaylardır. Aile içindeki çatışmalar çocuğun daha çok çekingen, utangaç olmasına yol açar. Ayrıca, yaşanılan ani şoklar, kazalar ya da sevdiğini kaybetme gibi durumlarda konuşma engelini yaratan nedenler arasında yer alır.

Zihinsel Engelin Nedenleri
Zihinsel engelliliği yaratan birçok sebep vardır. Bunlar, annenin hamileyken ya da bebeğin geçirdiği hastalıklar, beslenme bozuklukları, çevre, beyinde oluşan hasarlar, kromozomlardaki anormalliklerdir. Bu faktörler genel anlamda zihinsel engele yol açan faktörlerdir.

Annenin Hamileyken ya Bebeğin Geçirdiği Hastalıklar;

Annenin doğum öncesinde geçirdiği bulaşıcı hastalıklar, anne karnındaki bebeğin beyin gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Aynı zamanda doğum sonrasında da bebeğin geçirdiği bulaşıcı hastalıklar, beyin yapısında hasara yol açabilmektedir.

Bu konuda Eripek şöyle demiştir; “ bulaşıcı hastalıklar doğrudan ya da dolaylı olarak beyni etkilemesi durumunda, beyinde bazı hasar ya da incinmeler ağırlık derecesine ve beyinde etkin oldu bölgeye göre zihinsel işlevlerde geriliklere, işitme ve görme duyularında bedensel hareketlerin kontrolünde çeşitli bozukluklara neden olabilmektedir.” ( Eripek, 1993:32 )
Beslenme Bozukluklar;
Hamilelik döneminde annenin yeteri kadar besin almaması, hem annenin metabolizmasında hem de bebekte önemli bozukluklara neden olmaktadır.

Çevrenin Etkisi;
Zihinsel engelliliğe yol açan diğer bir etken de çevredir. Daha doğrusu olumsuz çevre koşullarıdır.
Çevreden kastedilen ve en önemli olan aile’dir. Ailenin yoksul oluşu, sosyal yaşama katılmadaki yetersizlik, anne çocuk arasındaki ilişkilerin sınırlı ve yetersiz olması olumsuz çevre koşullarını oluşturtur. Bunlar aynı zamanda zihinsel gelişimi de olumsuz yönde etkilemektedir. Ancak olumsuz çevre koşullarının tek başına zihinsel engele yol açtığı düşünülmemelidir.

Beyinde Oluşan Hasarlar;

Burada zihinsel yapısı bozan en önemli etken beyinde yer alan urlardır. Bunların cinsi, büyüklüğü, yaşla beraber gelişme gösterip göstermediği önemlidir.

Kromozom Anormallikleri;
Bilindiği üzere sağlıklı her insan 46 kromozoma sahiptir. Bu genlerde insanların çeşitli özelliklerini belirleyen genlerdir. Kromozomların yapılarında görülen bozukluklar zihinsel engelliğe yol açar. Kromozomlar virüslerden, kimyasal maddelerden, radyasyon ya da ilaçlardan etkilenerek anormallikler gösterir.

ZİHİNSEL ENGELLİLİK NEDİR?

Zeka; doğuştan var olan ve hayat boyunca deneyimlerle gelişen problem çözme gücüdür. Bu güçle insan kendisini ve çevresini anlar, olayları muhakeme eder, sonuçlar çıkarır ve uyumla hayatını devam ettirir.

Zihinsel Engellilik; doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrasında çeşitli nedenlere bağlı, genel zihinsel işlevlerde normallerden önemli derecede gerilik ve bunun yanı sıra uyumsal davranışlarda da yetersizlik gösterme durumu olarak tanımlanmaktadır.

Zihinsel engellilikte 3 temel özellik vardır:

1- Genel zeka işlevinin belirgin derecede ortalamanın altında olması.

2- Yaşadığı toplumdaki kendi yaş grubu ile kıyaslandığında toplumsal beceriler, sorumluluk, iletişim kurma, günlük beceriler ve kendi kendine yeterlilik gibi alanlarda geriliğin olması.

3-16 yaşından önce başlaması.

Konuşma, dikkat, bellek, düşünme gibi zihinsel işlevlerde belirgin bozukluk görülmekte olup, özellikte bellekte ve dikkatte görülen bozukluk belirgindir. Zihin engelliğinde, zihinsel işlevlerdeki bozukluğa eşlik eden bir durum ise uyumsal davranışlardaki yetersizliktir. Uyumsal davranışlardaki yetersizlik, bireyin kendi yaşından ve kültür grubundan beklenen kişisel bağımsızlık ve sosyal sorumluluklarını yerine getirememesi olarak ele alınmaktadır. Uyumsal davranışlara örnek olarak insanlarla iletişim kurabilme (dili anlamak), günlük yaşam aktivitelerini yapabilme (yemek yiyebilme, banyo yapabilme vb), akademik becerilerler de bulunma (okuma, yazma ve aritmetik işlemleri yapabilme) ve bir iş bulup çalışabilme örnek olarak verilebilir.

Zihinsel Engelliliği olan çocuklarda gelişmenin aşamaları örneğin konuşma, yürüme vb. yaşıtlarına göre belirgin derecede geç olmaktadır. Zihinsel engelliliğinin belirtileri doğumda ortaya çıkabileceği gibi, bazen de çocukluk döneminin sonunda kendisini gösterebilmektedir. Belirtilerin başlama zamanı zihinsel engelliliğine neden olan hastalığa bağlı olarak değişir. Hafif derecedeki zihinsel engelliliğinin tanımlanması ancak okul öncesi eğitim devresinde sosyal, iletişim veya akademik becerilerdeki yetersizlikle açığa çıkabilecektir.

 Sayfanın Başına Dön

ZİHİNSEL ENGELLİLİĞİN TEŞHİS VE DERECELENDİRİLMESİ

 Zihinsel engelliliğin birçok belirtisi vardır. Örneğin zihinsel engelli bir çocuk:

· Oturma, kalkma, emekleme ve yürümeyi diğer çocuklardan daha geç olarak yapar.

· Daha geç konuşur veya konuşmasında sıkıntılar vardır.

· Öğrendiklerini çabuk unutur. Hatırlamada zorlukları vardır.

· Alışverişte, para hesabında zorlukları vardır.

· Sosyal kurallara uymada sıkıntısı vardır.

· Problem çözmede ve/veya mantıklı düşünmede sıkıntısı vardır.

 Zihinsel engelliliğini tanımlamak üzere geliştirilmiş pek çok test vardır.

Zeka testi ile kişiden belli soruları cevaplaması ve bazı problemleri çözmesi istenir. Daha sonra test değerlendirilir ve kişinin zeka derecesi ölçülmüş olur. Uygulanan testlerin güvenilirliği birbirlerinden farklıdır.

Bu testler öz doğuşta var olan zeka yetisini değil deneyim ve öğrenimli, katkısı ile varolan zeka düzeyini ölçer. Dolayısıyla her zaman hata payı mevcuttur.

Uygulanan testten veya çevresel koşullardan kaynaklanabilen bu hatalar, test sonucunu etkiler.

 Testin Çeşiti: Zeka testleri kullanıldıkları toplumun kültürel yapısına uygun olmalıdır.

Testi Yapan Kişi: Zeka testi deneyimli psikologlar tarafından yapılmalıdır.

Çocuğun Yaşı: Yaş büyüdükçe zeka testinin güvenilirliği artar. 6 yaşın altında uygulanan testlerde hata oranı daha fazladır. Daha küçük çocuklara gelişim testleri uygulanır. Bu testlerle çocuğun yaşına uygun konuşma, sosyalleşme, hareket ve becerileri kazanıp kazanmadığına bakılır.

Çocuğun test anındaki bio-psikolojik durumu: Teste uykusuz, yorgun, aç bir şekilde alman çocuktan normal per-formansını beklemek hatalı olur.

Doğumdan itibaren özellikle eğitimli ailelerde merak uyandıran konulardan biri çocuklarının zeka düzeyidir. Gelişim döneminde çocuğun hareketleri ve tavırları çevresindekilerce hep izlenir. Ve hatta zeka testi yaptırarak tatmin olma isteği duyarlar. Zeka testleri merak giderme veya bir şeyleri ispat etme aracı değildir.

Sayfanın Başına Dön

ZİHİNSEL ENGELLİLİĞİN NEDENLERİ 

Zihinsel engelliliğinin bir çok nedeni olabilir. Bilinen birçok faktöre karşılık halen zihinsel engelliliğinin %35′inde neden bilinmemektedir.

Kalıtımsal nedenler (Genetik, ailevi nedenler)

Zihinsel engelliliğinin yaklaşık %5′inin nedeni genetik yapıyla ilgili olabilir.

· Doğuştan metabolik bozukluklar. Örneğin: Fenilketonüri, Tay-Sachs hastalığı

· Kromozomal değişiklikler Örneğin: Down sendromu

· Diğer gen bozuklukları. Örneğin: nörofibramatozis, musküler distrofiler, tüberoskleroz

· Poligenik kalıtımla ilgili zeka geriliği.

 Gebelikte ve doğum sırasında oluşan nedenler

Bugün A.B.D.’de 600 çocuktan birinin fötal-alkol sendromu denen annenin özellikle gebeliğin ilk üç ayında yoğun alkol alması ile meydana gelen durumdan etkilendiği bilinmektedir. Ayrıca uyuşturucu kullanmanın ve sigara içmenin de zihinsel engelliliğine benzer durumlar ortaya çıkardığı bilinmektedir. Annenin gebeliği döneminde geçirdiği bazı infeksiyon hastalıkları (kızamıkçık, toksoplazma, sitomegalovirus vb.) bebeğin zihinsel engelli olmasına neden olabilir. Annenin gebeliği dönemindeki yüksek tansiyonu, bebeğe giden oksijen miktarının azalması gibi bebekte beyin hasarına neden olabilir.

Zor doğumlar sonucunda oluşan beyin hasarları zihinsel engelliliğinin nedeni olabilir. Gebelikte gelişen nedenini tam olarak da bilemediğimiz hidrosefali ve mikrosefali gibi durumlara zihinsel engelliliği eşlik etmektedir.

· Anne karnındayken bebeğin geçirdiği enfeksiyon hastalıkları. Örneğin: toksoplazma enfeksiyonu.

· Annenin hamilelikte bilgisiz ve gereksiz ilaç kullanımı.

· Annenin hamilelikte zehirlenmesi.

· Annedeki beslenme bozuklukları.

· Annenin alkol kullanımı.

· Bebeğin anne karnında iken oksijensiz kalması

· Erken doğum.

· Bebeğin anne karnındaki beslenmesinde yetersizlik.

· Zor doğumlarda bebeğin doğum kanalından geçerken oksijensiz kalması ya da travmaya uğraması. 

Doğum sonrası nedenler

Uygun şekilde tedavi edilmeyen bazı infeksiyon hastalıkları (boğmaca, kızamık, Hemofiliz infeksiyonlan vb.) zihinsel engelliliğinin nedeni olabilir. Beyin hasarının önemli nedenlerinden birisi beyini saran zarların veya beyinin kendisinin infeksiyonudur. Beyin travmaları da beyin hasarı ve zihinsel engelliliğinin neden olmaktadır.

· Merkezi sinir sistemi enfeksiyonları. Örneğin: Menenjit.

· Kafa travmaları. Örneğin: Yüksekten düşme.

· Havaleler.

· Yeni doğanın ağır sarılığı.

· Tiroid hormonu eksikliği 

Çevresel Nedenler

İnciltilmiş veya ihmal edilmiş ya da normal gelişim dönemleri için ihtiyaçları olan fiziksel ve ruhsal ihtiyaçları karşılanamayan bebek ve çocuklarda geri dönüşümü mümkün olmayan öğrenme güçlükleri gösterebilmektedirler. Çevrede yaygın olarak bulunan (duvar boyalan, oyuncaklar, çeşitli konserve yiyecekler, trafiği yoğun bölgelerdeki hava kirliliğinden) kurşunun zehirlenmeleri de zihinsel engelliliğinin nedeni olabilmektedir.

Eğer çevredeki uyaranlar yetersizse çevresiyle etkileşim içinde bulunan çocukta yalancı zeka geriliği denen durum oluşabilir. Bu, çocuğa doğduğu günden itibaren gösterilecek sevgi, şevkat, ilgi ve eğitici yaklaşımın önemini ortaya koymaktadır. 

Sayfanın Başına Dön

GÖRÜLME SIKLIĞI 

Zihinsel engelliliğin toplumda ne kadar sıklıkta bulunduğunu ve de her yıl topluma ne kadar zihinsel engelli kişinin katıldığını hesaplamak son derece zordur. Çünkü, hafif dereceli zihinsel engelliliğinin tanısı çok zordur, bu genellikle kötü okul performansına dayanır. Bu nedenle hafif zihinsel engelliliğinin sıklığı yerleşim yerleri ve sosyal sınıflar arasında belirgin farklılıklar gösterir, doğal olarak da, mevcut olana göre ancak az sayıdaki olgu tanımlanarak belirlenebilir.

Zihinsel engelliliğinin toplum içindeki sıklığının belirlenmesinde bir diğer sorun da, her geçen gün yeni olgu gruplarının tanımlanarak ekleniyor olmasıdır: Örneğin Prader – Willi sendromu 1956′da, Rett sendromu 1966′da ve perinatal sitomegalovirus infeksiyonu 1970′lerde tanımlanmıştır.

Toplumda tüm özürlülerin onda birini zihinsel engellilerin oluşturduğu kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalar toplumun (saptanabildiği kadarıyla) %1′inin, hafif olgularla beraber en az %3′ünün zihinsel engelli olduğunu göstermektedir. Tüm dünya üzerinde, ‘orta ve hafif dereceli zihinsel engelliler’in alınması kaydıyla, en az elli milyon zihinsel engelli insan olduğu kabul edilmektedir ve 2025 yılına kadar bu engellilerin dörtte üçünün gelişmekte olan ülkelerde bulunacağı tahmin edilmektedir. Çünkü gelişmekte olan ülkelerde nüfus artışı hızlıdır; öte yandan, eskiden erken yaşta ölen bu çocukların artık ihtiyaçları olan hizmetlerin verilmeye başlamasıyla da yaşam süreleri uzatılacak ve sonuçta sayı artacaktır.

Yukarıda zihinsel engelliliğinin toplumdaki sıklığını belirlemede kullanılan teorik çan eğrisi hesaplamalarının aslında adaptive davranış becerilerin sıklığını ölçmekte çokta başarılı olmadığını bildiren çalışmalar da vardır. Baroff 1991 yılında toplumun %0.9′unun zihinsel özürlü olduğunu bildirirken, McLaren ve Bryson birçok epidemiyolojik çalışmanın sonucuna dayanarak tüm toplum tarandığında %1.25′inin zihinsel engelli olduğunu savunmuşlardır. Zihin engelliliğinin sıklığını ölçmek için kullanılan veri kaynağı okul kayıtları olduğunda ve özel eğitim hizmetlerinin planlanması için gereken hesaplamalarda ise hızlar gelişme gerilikleri, öğrenme zorlukları, otizm ve/veya zihinsel engelliliği kapsadığında %2.5′e kadar ulaşmaktadır. Zihin engelli bireylerin %89′unun hafif, %7′sinin orta ve %4′ünün de ağır düzeyde oldukları kabul edilmektedir.

Ülkemizde zihinsel engelli bireylerin sıklığını tam olarak bildiren veriler bulunmamaktadır. Ancak genel bir hesaplama ile, eğer toplumumuz için % l ve % 3 oranları geçerliyse – ki bu rakamın alt sınır olarak geçerli olmaması için hiç bir neden yoktur – yetmiş milyon nüfus için zihinsel engelli kişi sayısı 700 000; hafif ve bir kısım orta derecedeki (tanımlanma güçlüğü fazla olanlar) olgularla birlikte bu sayı en az 1 450 000 civarında olmalıdır. 

Sayfanın Başına Dön

ZİHİNSEL ENGELLİLİK ÖNLENEBİLİR Mİ? 

1- Zeka engelliliğinin özgün olmayan korunması, toplumun genel sağlığını ve yaşam standartlarını geliştirmekle sağlanır. Zeka engelliliği için oluşturulacak koruma programları, genel sağlık plan ve programlarına entegre edilmelidir.

2- Anne ve çocukların beslenmesi üzerinde titizlikle durulmalıdır.

3- Gebelik, doğum ve doğum sonrası iyi bir bakım mental ve fiziksel sakatlığın görülme sıklığını azaltacağından, ana ve çocuk sağlığı çalışmalarında halka kaliteli bir hizmet sunulmalıdır.

4- İnfeksiyonların ve parazitik hastalıkların önlenmesi zeka engelliliğinin önemli derecede önlenmesine katkılarda bulunacaktır.

5- Kimyasal ve fiziksel zararlı etkenlerin zararlarından korunmak için çevreyi izlemek, koruma programlarının önemli bir bölümünü oluşturmalıdır.

6- Zeka engelliliğinin kaza nedenlerini azaltmak için, küçük çocuklar için uygun çevre ve ilkyardım hizmetlerinin geliştirilmesi önemlidir.

7- Zeka gelişimini artırmak için sosyal ve çevresel eğitim stimülasyonu esastır. Bunu başaramayan aileler için uygun gözlemcilerin sağlanması gerekir.

8- Genetik danışma, prenatal teşhis, erken tanı ve uygun tedavi genetik orjinli zeka engellliliğini önlemede önemlidir.

9- Yenidoğanda tarama testleri, yaşamın 3-5. günlerinde özel filtre kağıtlarına emdirilerek alınan ve belirli merkezlere gönderilen kapiller kan örneklerinde yapılmaktadır. Konjenital hipotroidi ile fenilketonüri açısından rutin olarak taranmakta ve test sonuçları pozitif olanlar kesin tanı için incelemeye alınmaktadır.

10. Koruma programları ülkenin gerçekleri göz önüne alınarak planlanmalı, sık görülen hastalıklara ve kaynaklara göre ayarlanmalar yapılmalıdır.

11. Zeka engelliliğinin nedenlerinin araştırılması için destek olunmalıdır. Ayrıca koruma programlarının etkisi ölçülmeli ve sürekli izlenmelidir. 

Sayfanın Başına Dön

NE YAPILABİLİR? 

Zihinsel engelliliği teşhis edilir edilmez, özürlünün tam bir tıbbi muayenesinin yanısıra aile, sosyal ve eğitim hayatıyla ilgili bilgiler aileden, okul ve hastane kayıtlarından elde edilmelidir.

Çocuklara günlük yaşam, kas kontrolü, iletişim ve sosyal yaşantı ile ilgili performanslarını ölçen testler uygulanmalıdır.

Günümüzde normal gelişim gösteren bireylerin olduğu kadar, gelişim geriliği olan bireylerinde eğitimine ve toplumsal yaşama olan katkılarına verilen önem giderek artmaktadır. Çeşitli önlemler alınarak engelliliğin oluşması engellenmekte veya en uygun şekilde rehabilite edilmektedir. Bu önlemlerin başında doğum öncesi dönemden başlayarak anne ve baba adaylarının bebeğin gelişimi ve eğitimi konusunda bilgilendirilmesi gelmektedir.

Bilgilenme, olası problemlerin ve bebeğin gelişmesindeki herhangi bir gecikmenin erken fark edilmesini ve erken eğitime başlanılmasını sağlamaktadır. Engelliliğin fark edilmesinde, tedavisinde ve en uygun eğitim hizmetlerinin verilmesindeki gecikmeler çocuğun eğitimden yeterince yararlanamamasına neden olmaktadır.

Uygulanan bu testler sonucunda çocukların herbirine kendisine uygun, bireyselleştirilmiş eğitim, 3-21 yaş arasında okul sistemi içinde verilmelidir. Eğitime ne kadar erken başlanırsa başarının o derece yüksek olacağı bilinmektedir. Bu çerçevede 3 yaş öncesinde erken görüşme programları, öneriler ve erken tedavi programları verilebilir. Birçok özürlü çocuğa okul eğitimleri sırasında yemek yeme, tuvalet temizliği becerileri kazandırılmaktadır. Konuşma eğitimi ve sosyal programların, spor aktivitelerin özürlü çocuğa yardımdaki rolü kaçınılamaz. Zihinsel engelliliğinin düzeyine bağlı olarak çocuğa bağımsız yaşama becerisi ve iş eğitimi erken adolesan döneminde verilmelidir. Orta ve hafif zihinsel özürlü olan bireylerin kendi kendilerine yetebilecekleri ve mutlu olabilmeleri mümkündür.

Zihinsel engelli çocuklara verilecek eğitimin planı çocuğun kişisel becerilerini artırmaya hedeflemelidir. Bu plan içerisine anne, baba, ideali her ikisi de alınmalıdır. Eğitim veren kurumların vazgeçilemeyecek elemanı özel eğitimcidir. Bunun dışında çocuğun gereksinimlerine göre fizyoterapist, çocuk hekimi, meslek terapisti, dil terapisti, psikolog, eğlence servisinin elemanları, taşımacılık eğitimi veren bireylerle, aile eğitimcileri bulunmalıdır.

Çocuklara okul eğitimlerinin dışında iki konuda da destek olunmalıdır: Bunlar biri sosyal aktiviteleri, diğeri de ilaç tedavisi olmalıdır.

Zihin engelli çocuklara sosyal yönden yapılacak destek, çocuğu tedavi edici ve daha sonra oluşacak olumsuzlukları önleyecek özelliktedir. Sosyal aktiveteler çok çeşitli olup, eğlence programları düzenleme, spor aktivitelerine katılma, yaş günü partileri yapma, hayvanat bahçelerine ziyaretlerde bulunma vb. bunlardan sadece birkaçıdır.

İlaç tedavisi zihinsel engelliğe veya gelişme geriliğiyle birlikte bulunan psikiyatrik durumlarda gereklidir. Bu durumlar şiddetli depresyon, obsesif-konvulsif hastalık, dikkat bozukluğu-hiperaktivite ya da psikiyatrik hastalıkların diğer formlarıdır. Özellikle epileptik hastalarda tedavinin düzenli olması hayati önem taşır.

Zihinsel engelli bireylerin ailelerine yardım da son derece önemlidir. Çünkü sıcak aile ortamının sağlanması zihinsel engelli bireylerdeki tüm potansiyeli açığa çıkaracak yegane yoldur. Ancak bu hedeflere ulaşabilmeleri için zihinsel engellilerin uygun yeterli eğitime, toplumsal, sosyal, aile ve bireysel desteğe ihtiyaçları vardır. Zihinsel engelli bir çocukla birlikte olmak aile için belki bir ömür boyu çok zorlu, sabırlı ve çoğu zaman tek başına mücadele etmek anlamına gelmektedir. Ailenin yaşadığı güçlüklerin en başında konu hakkındaki bilgi eksikliği gelmektedir. Psikolojik sebepler, çevre ile ilgili sebepler, ekonomik sebepler, eğitim ve sağlık kuruluşlarına ailenin ulaşabilme durumu, aile herhangi bir sosyal güvenlik şemsiyesi altında olsa bile (değilse güçlükler daha da artar) karşılanamayan giderler ile aileyi zaman zaman aşırı derecede sıkıntıya sokan toplumsal yalnızlık duygusuna kapılma vb. belli başlı problemlerdendir.
Unutulmamalıdır ki; ne yapılacağı kavramından veya tedavi kavramından anlaşılan, çocuğun normal zeka düzeyine erişmesini sağlamak değildir. Çocukta var olan potansiyeli en iyi şekilde kullanmasını sağlamaktır. Gerçekçi, sabırlı olunması gereklidir.

ZİHİNSEL ENGELLİLİK

Zihinsel engellilik, birçok aileyi şaşırtan ve sıkıntılara sokan bir durumdur. İnsanlığın zihinsel engelliliği tanımasının insanlık tarihi kadar eski olduğu bilinmektedir. Zihinsel engelliliğin yazılı tanımlarına ilk olarak M.Ö. 1500 civarında Mısır Thebes yazıtlarında rastlanmaktadır. Yazıtlardaki zihinsel engelliliğin tanımı, beyin hasarına bağlı vücut ve akıl sakatlığı olarak algılanmaktadır.

Zihinsel engelliliği olan bireyler yaşadıkları coğrafya ve kültüre bağlı olarak tarih öncesi devirlerin inanışları ve gelenekleriyle kötü durumdaydılar. Eski Yunan ve Roma’da, örneğin; Isparta’da, çocuklar Devlet Konseyi gözlemcileri tarafından muayene edilirler, eğer çocuğun engelli olduğundan şüphelenilirse, ölmesi için bir uçurumdan aşağıya doğru fırlatılırlardı. Milattan sonra ikinci yüzyılda, sakat çocuklar ve özürlü bireyler, Roma İmparatorluğu’nda sıklıkla insanları güldürmek ve eğlendirmek için kullanılmışlardır.

Gerçekte dini liderlerin tümü, İsa, Buda, Muhammed ve ünlü düşünür Konfiçyus bu hasta çocukların tedavisini tavsiye etmişler, barbarca uygulamaları men etmişlerdir. Orta çağlar süresince (M.S. 476-1799) zihinsel engelli bireylerin bakım ve durumları büyük ölçüde değişmiştir. Bebekken öldürülmelerinin azalması veya bakımevleri kurulması gibi daha fazla insani uygulamaya karşılık, birçok çocuk köle olarak satılmış, terk edilmiş veya sokağa atılmıştır. Bu yüzyılın sonuna doğru, 1690’da John Locke ‘İnsan Hakları’ isimli bir makale yayınlamış, bireylerin doğuştan fikirleri olmaksızın doğduklarını, zihin engelliliği olan bireylerin durumunun aslında onlara sağlanan eğitim ve bakımla yakından ilişkili olduğunu vurgulamıştır. ‘Eğitilmemiş akıl, hiç yazı yazılmamış tahtaya benzer’ deyişi de Locke’ye aittir.

Zihin engelliliği olan bireylerin tedavi ve bakımlarının değerlendirilmesinde bir diğer köşe taşı olay , hekim Jean Itard’ın zihinsel engelli bireylerin akıl hastalığı olan bireylerden ayrılması gerektiğini bildirmesi olmuştur. Yaşamının sonuna kadar, Itard zihinsel engelli çocukları bireysel olarak eğitmediyse de, Edouard Seguin’in çalışmalarına gözlemcilik etmiştir. Seguin, zihinsel engelli çocukları eğitmek için ‘Psikolojik Metod’ olarak bilinen çağdaş bir görüş geliştirmiştir. Duyu ve kognitif gelişim arasında bir direkt ilişkiyi varsayarak, uygulamaya; görme, işitme, tatma, koklama ve göz-el koordinasyonunu içeren duyu eğitimi ile başlamıştır. Müfredat programı temel öz-bakım becerisini geliştirmekten, algılama, koordinasyon, taklit, pozitif güç kazanma, hafızayı güçlendirme ve öğrendiklerini genelleştirme ile vurgulu konuşma eğitimini kapsıyordu. 1850’lerde, Seguin Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti ve zihinsel engelli bireylerin eğitiminde öncü oldu. 1876’da Amerika Zihinsel Engelliler Birliği’ni kurdu. Seguin’in tekniklerinin çoğu modifiye edildi ve bugün hala kullanılmaktadır.

Sonraki 50 yılda, Amerika Birleşik Devletleri’nde iki anahtar gelişme oldu. 1892’ye kadar çoğu eyalette kalıcı eğitim okulları (19 eyalet, 9 özel) açıldı. Binnet tarafından geliştirilmiş olan yeni zeka testleri 1908’de Vineland’da eğitim okulunun Araştırma Direktörü Henry Goddard tarafından çevrildi. 1910’da Goddard testin Amerikan versiyonunda yayınladı. 1935’de Edgar Doll zihinsel engelli olduğundan şüphe edilen bireylerde adaptive davranışlar ve günlük yaşam becerilerini ölçmek için Vineland Sosyal Gelişim Skala’sını geliştirdi. Psikolog ve eğitimciler bu yıllardan itibaren zihinsel engelliliği belirlemenin ve kalıcı eğitim okullarında uygun eğitim sağlamanın mümkün olduğuna inanıyorlar. Bu inanışın doğuşu, zihinsel engelliliği belirlemede kullanılan testlerin (primer olarak IQ) uygulanabilirliği ve uygun eğitim ile bu bireylerin tedavi edilebildiklerinin gözlenmesi olmuştur. 20.yüzyılın başlarında, özel eğitim ve bakım okulları çoğaldı ve zihinsel engelli bireyler kaydedildi. İstenmese de bazı Eğitim okulları devletin yetiştirme merkezlerine dönüştürülmüşlerdir.

Özel eğitimdeki gelişmelerin bir sonucu olarak, Engelli Bireylerin Ulusal Birliği ve Zihinsel Engellilik Başkanlık Komisyonu, 1950-1970 arasında kuruldu. Pür devlet yetiştirme kurumları uzun süreli kabul görmemiştir. Bu olaylara paralel olarak, Amerika Birleşik Devletleri’ne Kongresi 1975’de yeni adı engelli bireylerin eğitim yasası olan yasasıyı kabul etmiştir. Bu yasa zihinsel engelli ve gelişme geriliği olan tüm çocukların uygun eğitimini okul çağından 21 yaşına kadar garanti altına alma ile ilgilidir. Oysa bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin çoğu eyaletinde, bu bireylerin doğumdan 21 yaşına kadar eğitimleri garanti altındadır.

Ülkemizde özürlüler ile ilgili çalışmalar, pek çok Avrupa ülkesinden çok daha önce başlamıştır. Ancak bu hizmetler daha çok bakma ve barınma türü hizmetlerle sınırlı kalmıştır. Oysa Osmanlı Devleti’ndeki Enderun okulları üstün zekalı çocukların eğitiminin ilk uygulamaları arasında yer almaktadır.

Sağırların, körlerin eğitimleri 19. yüzyılın sonlarına doğru başlamıştır. Cumhuriyet döneminde, Özel eğitimin Milli Eğitim Bakanlığı’nın örgün eğitim hizmetleri arasında yer alması ancak 1951 yılında sağlanabilmiştir. 1983 yılında çıkarılan 2916 sayılı Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu ve bu kanunun emrettiği yönetmelikler bugünkü uygulamayı belirlemiştir. Buna göre özel eğitim, Bakanlık Merkez Örgütü’nde Özel Eğitim Ve Rehberlik Dairesi Başkanlığı’nca, illerde Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Rehberlik ve Araştırma Merkezleri yoluyla yürütülmektedir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince tüm özür gruplarına yönelik bakım ve rehabilitasyon hizmeti vermek ve toplumsal özürlülerin hayata aktif katılmalarına ilişkin sosyal hizmet programları oluşturmak geliştirmek ve uygulamakla yükümlüdür.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’na dayalı hazırlanmış olup, 1993 tarih ve 21673 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ‘Özürlülerin Tespiti, İncelenmesi, Bakım ve Rehabilitasyonuna Dair Yönetmelik’ çıkmıştır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu dört bine yakın korunmaya muhtaç özürlüye bakma olanağı yanında rehabilitasyon, istihdam, ayni-nakdi yardım gibi sosyal yardımlar yapmanın yanısıra, yetki verdiği özel rehabilitasyon merkezleriyle özel sektörü, yaptığı protokollerle sivil toplum örgütleriyle işbirliğini desteklemektedir.

Ülkemizde özel eğitim konusunda büyük adımlar atılmış olmasına rağmen halen katedilmesi gereken çok büyük engeller vardır. Bunların başında eğitilmiş kaliteli personel, özürlülere özel araç-gereç eksikliği, verilen hizmetlerde de kaliteli hizmet anlayışının ön plana çıkamaması ile ailelerin desteklenmesi konuları başta gelmektedir.

Hastalıklar iç çatışmaların sonucudur!

Hastalıklar tamamen iç çatışmalarımızın sonucudur.

Zihnimiz şunu yapmalısın şunu yapmamalısın diye öğrenilmiş programlarla kalıplarla sürekli olarak emreder.

Gönlümüz , özümüz ise yapmak ister ya da yapmak istemez .

Gönlümüz Ben yapmak istiyorum dediğinde , beynimiz yapmamalısın !

Gönlümüz Ben yapmak istemiyorum dediğinde , beynimiz yapmalısın !

ikilemine düştüğümüz zaman , içimizde iki zıt kutup çatışmaya girmiş olur .

ve bizler bu noktada takılıp kalıyoruz.

orta noktada buluşup eyleme geçemiyoruz , yukarısı bıyık aşağısı sakal oluyor.

Biyolojik çözümleme nedir?

Biyolojik çözümleme hastalıklarımızın zihinsel nedenlerini anlatır.

Her bir organın hangi düşünce sonucunda hastalandığını bize doğru yolu bulabilmemiz için hangi yönü irdelememiz gerektiğini işaret eder.

Bilindiği ve doğru kullanıldığı taktirde büyük bir anahtardır .

Bütün düşüncelerimiz eğer doğayla uyumluysa hiç bir problemimiz olmaz , ama doğadan kopup kendi korkularımızla doğanın akışından ayrıldığımız anda yavaş yavaş endişe , stres ve hastalık başlar.

Hastalığın nedeni oluşumlar , patolojik görüntüler .. ama hastalığın nedeninin nedeni ise zihinsel streslerimiz yaptığımız korkulardır. ve bu da tabi organda patoloji olarak ortaya çıkar.

Bunun gerçekliği günümüzde tüm dünyada kabul görmüş ve ispatlanmış durumdadır. bunu bulan da yine doktorlardır.

Hastayı daha derinlemesine bir mekanik olarak bir kaporta olarak değerlendirmeye almayıp bu hastalık neden bu hastada oldu ? 

düşüncesiyle ve aynı hastalıktan muzdarip olan diğer hastaların ortak yönlerini bulma çabasıyla ortaya çıktı .